31 Aralık 2011 Cumartesi

Hoş Geldi Bile 2012!

Üniversiteye bir inat uğruna başka bir yerde başlamam hayatım boyunca kendime verdiğim en büyük cezaydı. Bıkmadan her gün kendime ne çok acı çektirdim,kendime neyse de utanmadan hayatımda en değer verdiğim insana da çektirdim,şimdi olsam ne yapardım,yine inadımı ve düşündüğüm şeyleri bir kenara bırakır mıydım bilmiyorum.Ama bu acı çektirme olayımı çok da sürdürmedim. Başka bir yol buldum acımı hafifletmek için başardım hatta  ama  bilmiyorum çok geç kaldım bunu biliyorum. Bulduğum yol da yatay geçiş yapmış olmam...  
Aradan çok uzun zaman geçmedi aslında 3,5 sene nedir ki bir insan hayatında? 3,5 seneyi bir kenara bıraktım, yıllar zor geçti iyi ya da kötü bir şekilde ama geçti gitti işte, ben de dahil her şey değişti...
Hep kendimden küçük birilerini gördüğümde verdiğim tek nasihat kesinlikle zaman açısından oluyor. Hatta şu kelimelerle özetliyorum; ''Zaman çok hızlı geçiyor, yapmak istediğin ne varsa, erteleme sakın'' Bana da zamanında söylenmişti bu kelimeler, biraz düşünüp, doğru olduğuna karar verip, sonrasında kendimi bırakmıştım. Zaten hep böyle olmaz mı?
Zamanı durduramıyoruz, biz istesek de istemesek de yeni yıl geldi çattı bak yine. Üzülmediğimi söylesem yalan söylemiş olurum. 
Bu sene içim buruk biraz, her yılbaşında ettiğim dileğim bu yılbaşında beni yarıyolda bıraktı, dileğim bana kalsın ama tahmin etmek zor değil bu da ipucu olsun. Son 19 dakika belki bir haber dileğimin gerçekleşmesine yardımcı olur, umudum tam tükenmiş değil henüz...
Buruk olduğumu söylemiştim ama zaten dileğim şey gerçekleşmiş olsa da ben şu andakinden farklı bir şekilde plan yapılmasını istemeyecektim. Tek farkı sadece sen ve ben olacaktık ama olmadı işte. Peki ben napıyorum şu anda?
2011'in son cumartesi gününde plan yapanlar planlarını gerçekleştirmek için gitmek istedikleri yerlere gittiler, geriye ben ve beyazbaret kaldık. Günümüzü kendimize ayırdık, hatta bir ara nefes almak hem de yürümek iyi gelir diye dışarıya attık kendimizi. Üzerine bir de tantuni yerken kendimizle dalga geçtik. ''Millet hazırlanmış partilere gidiyor, sen işe bak biz de oturup tantuni yiyoruz diye'' Ama şu anda bana yurdumda olmak, arkadaşımla muhabbet etmek daha çekici geliyor, kendi kendimize hazırlık yaptık,sade bir eğlence olacak belki ama biz böyle daha çok mutlu olacağız biliyorum. 
Her yıl olduğu gibi bu yıl aynı dileğimi dilemeyeceğim çok kırgınım sanırım, 2011 çok parlak bir sene olmadı benim için. Hayallerimle, umutlarımı düşünerek hareket etmeye çalıştım çok ama istediğim sonuçlarımı almadım. 2012'den de tabiki beklentilerim var ama kesinlikle şu şöyle olsun, bu böyle olsun şeklinde değil. Bunu geçmiş yıllar bana çok iyi öğretti. 
Hayallerini de, umutlarının da gerçekleşmesi için elden gelen yapılırsa başarılmayacak şeyin olmadığına inanıyorum... Yani ben en azından dediğim gibi bu sene sadece hayal ve umut biriktirmeyeceğim içimde,gerçekleşmesi için çabalayacağım. 



















15 Aralık 2011 Perşembe

Yeniden,yine ben!

Uçları yaşıyorum derken haklıydım bence.Bir iyiyim, bir iyi değilim derken zaman nasıl da geçmiş.Aralık oldu aylardan, bitiyor bile 2011 baksana.
En son bir şeyler yazarken nerede kaldığımı hatırlamıyorum, çok şey oldu diyebilirim ama. Genel olarak olumlu sonuçlar aldım,şu anda kafam rahat en azından. Sınavlarımdan bir tanesi hariç hepsinden güzel bir sonuç aldım. Bende böyle bir şey var, 4 yıldır diyeyim daha doğrusu. İnsanlar normalde iyi notlar aldığında daha da hırs yaparlar daha da iyi olması için değil mi? Ben ise tam tersi, iyi notlar aldığımda kendime öyle bir güven geliyor ki size anlatamam. Uçuyorum desem kendimi daha iyi ifade edebilmiş olabilirim sanırım. Tabiki bu yüzden düşüşüm bir o kadar hızlı oluyor. Yaramıyor bana iyi not almak diyebilirim nedendir bilmiyorum. Dedim ya 4 senedir hep böyle oluyor, finaller yaklaşıyor, her şeyi batırmam an meselesidir benden şimdiden söylemesi... Şimdi ders konusunu geçiyorum hemen...
Evet çok zor zamanlar geçirdim ama bu geçen kötü zamanı atlatabilmem için çok yakın arkadaşlarım hep yanımda oldular. Aslında en kendime geldiğimi hissettiğim gün geçen Pazar'dı. Aslında yazımı o gün yazacaktım ama  kadar yorgundum ki, uzanmıştım dinlenmek için, uyumuş gitmişim ben tabi. Pazar günü kahvaltılarımız meşhurdur. Geç uyansak bile, kalkar gider kahvaltımızı yapar, kahvaltı ardından taze çaylarımız muhabbet eşliğinde keyifle yudumlanır. Yine güne böyle başladık. Odamıza geldikten sonra, Hülya bir fikir ortaya attı. ''Dışarı çıksak mı ki'' diye. Ben hiç oralı olmadım en başta, zor geliyor bana üşengecim yani,anlatabiliyor muyum? Düşündüm bir an ''Gidelim tamam'' dedim. Tabiki Müge'yi de baştan çıkarıp ikna ettik.Hazırlanmaya başladık. En başta düşüncemiz; dışarıya kahve içmeye çıkmaktı. E tabi 3 bayan dışarıya çıkacak ve gezmeyecek mağaza mağaza böyle bir dünya yok yani doğal olarak. Biz bir bıraktık kendimizi Çarşı durağından Doktorlara doğru girmediğimiz mağaza, bakmadığımız şey kalmamış olmalı. Biraz acıkıp,karnımızı doyurduktan sonra, durmadık yolumuza devam ettik. İstikamet Espark yönündeydi. Orada da aynı şekilde sevdiğimiz bütün mağazaları dolaştık. Saate bakalım dedik, baktığımızda zamanın nasıl güzel geçtiğini bile anlamamıştık. Tabi biz o arada birbirinden güzel o kadar güzel fotoğraflar çekindik ki. Hepsi birer anı, doyamıyorum zaten dönüp dönüp bakıyorum. Zamanın geçtiğini anlayamamışken artık bir dinlenelim, oturalım bir yerlere dedik. Kendimizi Kahve Diyarı'nda bulduk.
Türk Kahvesi siparişlerimizi verdik, sıra Hülya'yı fal bakması için ikna etmeye gelmişti, onu da ben ikna etmeyi başardım,kendince bir yemini vardı da. Kahve falımıza da bakındı, söylenenler tuhaftı,aklımın bir köşesine yazdım hepsini aman benimki de fala inanma falsız kalma durumu... Orada da muhabbetimize muhabbet katıp sonrasında yurdumuza geçmeye karar verdik. 
Sıra en zor şeye gelmişti o da 37 numarayı beklemek.. Neyse ki benim ve Müge'nin şanslılığı birleşip, Hülya'nın şanssızlığını safdışı bıraktık. 
O ara gerek yorgunluğum gerek tek başıma oturup,camdan dışarıyı izlediğim için bizim kızların muhabbetin geri kaldım, inince de kendimi yatağımın sevgili kollarına bıraktım,uyuyakalmışım...
O gün dedim ya kendime geldim gerçekten bana o kadar iyi geldi ki, uzun zamandır cesaret edip dışarı çıkamamıştım hem de canım istememişti. Biraz nefes almak, biraz oyalanmak acımı hafifletti.Sabah uyandığımda da huzurlu uyandığımı fark ettim...
Keşke daha önce böyle bir şey yapsaymışım dedim kendi kendime aynaya bakarken, her zaman birbirinin kopyası olan günler insanı yoruyormuş bunu fark ettim...
Ama hala yapmam gereken bir ödev, okunacak bir kitap ve yazılacak bir tez önerisi gerçeği varken görüyorsun ki hala boş işler peşindeyim, kaçtım ben!

9 Aralık 2011 Cuma

Napıyorum ben?

Gündüzler iyi-kötü bir şekilde geçiyor peki ya geceler...
Dağınık yatağımın içine giriyorum, yatak örtüm beni üzerinden itiyor,rahatsız oluyor benden uyumamı istemiyor sanki, battaniyem ya, o beni ısıtmıyor bile artık... Yastığım soğuk, kafamı koyduğumda ağrıyan başım, daha da ağırlaşıyor... Tavana bakıp düşünüyorum, tavan üzerime üzerime geliyor, başım daha da dönüyor, kayıp gidiyorum sanki, kalbim yavaşlıyor bakıyorum nefes alamıyorum. Gözlerimi kapatıyorum sımsıkı, düşünmeyeyim diye, öyle daha kötü oluyor. Kulaklığımı takıyorum, belki uyuyakalma sürecimi hızlandırır, yorar beni diye ama nafile. 

Diyoruz ya '' zor günler geldiği gibi gider '' evet gerçekten geldiği gibi gidiyor ama, beraberinde ne çok şeyi götürüyor. En başta boşa geçen zamanı. Acımın dinmesi için uyumak istemiyorum ya da gözyaşı dökmeyi... 
Çare yok, başka türlü zaman geçmiyor, kendinden mutlaka bir şeyler kaybetmek zorundasın hep...
Ben düşündüğüm şeylerde boğulup ağlamaya devam ederken gelen uzun mesaj beni bir kez daha paramparça etti... 
Mesaj ise şuydu;
''Seni gerçekten anladım,gerçekten. Mutsuzluğum aylardır var. İçinin sıkıntısı geçecek ama sen sana söylenenleri silip atabildin mi yüreğinden, çektiklerini unutabildin mi? Unutamayacağız...
Hep kalacak''
Ağlarken uyuyakalmışım, sabah uyandığımda gözlerimi açamayacak kadar yorgundum, telefona uzandım, annemdi arayan. Kendimi toparladım, açtım. İyiki var, yalnız olduğum anlarda her zaman yanımda olduğunu bildiğim tek insan, o bunu bilmese de...

4 Aralık 2011 Pazar

Mutluluk

Dün gece geç uyumadım, bu yüzden uykumu güzelce aldım. Sabah arkadaşımın seslenerek beni uyandırması mutluluğuma mutluluk kattı diyebilirim. Sabahları dokunularak uyandırılmayı sevmem çünkü korkarım. Güzel sesiyle uyandım, gülümsedim. Bugün güzel bir gün. Evet, bugün pazar! Yine bütün hafta bitti, zor bir salı ve çarşamba günü seni bekliyor. Bunları düşününce hayat sevincim uçup gidiyor, şimdilik düşünmeyeyim bunları değil mi ama? Bari bugünün keyfini çıkarayım...
Bugün yurtta hazırlanmış, hazırlanabilecek en güzel kahvaltıya tanık olduğum için şanslıyım. Masada yok yoktu resmen, birde üzerine beş bayan ve muhabbet diyorum gerisini siz düşünün artık. Çaylar keyfi bile yapıldı. 
Şimdilik nette biraz dolaşıyorum,dünü fazlasıyla boş bir şekilde geçirdiğim için bugün kendimi cezalandırıyorum, ders çalışacağım.
Bunu der demez dışarı bakıyorum ama hava soğuk, dışarıya atamam kendimi. Belki bir akşam yürüyüşü olabilir ama.
Şimdilik kaçıyorum!

3 Aralık 2011 Cumartesi

Sen başlık koymayı unuttuğum ilk yazımsın.

Elimden geldiğince her gün yazacağıma söz vermiştim. Ne yazık kı bazen bunu gerçekleştirebilmek mümkün değil. Öyle zamanlar oluyor ki, canın hiçbir şey istemiyor, düşünmemek için uyuyorsun, zaman geçiyor ama yavaşlayarak...
Şu anda kendime bakıyorum ve resmen sudan çıkmış bir balık gibiyim. Herkesin kendince sebepleri var, benim de aynı şekilde.
İnsanoğlu gerçekten çok tuhaf. Neden değmediğini bile bile üzülmeye devam ederiz, daha fazla gözyaşı dökmeyi nasıl göze alabiliriz? Anlayamıyorum bazen,iyi bir arkadaşım, hatalar yaptım, başkalarının bunu yapmaması için oturup anlatıyorum. Ben yaptım sen yapma diye...  Ama kendi dediklerimi, kendi yaşadıklarımı tekrardan yaşamayı göze alacak, kendi hayatıma uygulayamayacak kadar gerizekalıyım ben. Yüceldikçe dibe batıyorum, ne bir dur diyenim var, ne kendime söz geçirebiliyorum artık...
Aşk diyince aklıma artık gelen bir kelime var, sadece tek bir kelime o da hayalkırıklığı...
Birini seversin kendini O'na adarsın hep kaybeden sen olursun, sevdiğin kadar vazgeçilirsin, kendini adadığın kadar kaybedersin.
En başta pembe hayaller, sonrasında yorulan hayaller...
En başta O'na giden bütün yollar açıktır, koşmaktan önünü bile göremezsin, zaman geçtikçe o yollar birer birer boğuklaşır, koşmaktan yorulursun, bitmişsindir artık, acı hissetmezsin alışmışsındır...
Beklemek. Hiç sevmiyorum bu kelimeyi artık, düşündükçe acı veriyor bana daha da.  
O kadar sinirli bir insanım ki artık, ben böyle değildim. Tahammmülüm yok hiçbir şeye. Şu anda başımın bu kadar ağrıması gerekmiyordu ya da ilaçlara ihtiyacım olmamalıydı ayakta kalabilmek için. Çok içmemem ya da uyumamam gerekirdi.
Hak etmedim ki ben bunların hiçbirini. 
Ama biliyorum artık verdiğim kadarın sonuna kadar arkasındayım; insanlar değişiyor,duygular değişiyor ama huy değişmiyor asla...
Mutlulukları uzaktan seyredeceğim artık;
Ve ben seni unutmak için sevmemiştim. Nereden bilirdim böyle olacağını...